Kas 24, 2016
42 Views
0 0

Emek Sineması’nın Mimarı, Sempatik Ve Nükteci Rafael Alguadiş

Written by

Emek Sineması’nın Mimarı, Sempatik Ve Nükteci Rafael Alguadiş

Emek Sineması'nın Mimarı, Sempatik Ve Nükteci Rafael Alguadiş

Emek Sineması’nın mimarı Rafael Alguadiş’in adı Haziran ayında Nişantaşı’na asılan bir plaketle ölümsüzleştirildi

T24

İstanbul’a Emek sineması da dahil olmak suretiyle, bir fazlaca mühim mimari yapı kazandıran Mühendis-mimar Rafael Alguadiş ’in adı Haziran ayında Nişantaşı’na asılan bir plaketle ölümsüzleştirildi. Rafael Alguadiş’in oğlu yazar Jak Alguadiş plaketin Jale Alguadiş ve Güzel Sanatlar hocası Hasan Kuruyazıcı yardımıyla asıldığını belirtti.

Jak Alguadiş, babasını sempatik, hep nükte icra eden bir adam olarak betimliyor. Babasının gündüz inşaatta işçilerle birlikte çalışıp, akşam frakını giyip Cercle D’Orient’a gittiğini aktaran Alguadiş, varlık vergisinin aileyi etkilediğini söylemiş oldu. Alguadiş, “Biz nispeten büyük bir varlık vergisi vermedik. Katımızı satmak mecburiyetinde kaldık, böylece vergiyi ödeyebildik. Böylece Aşkale’ye gitmedi babam. Fakat içinde bir kaygı oluştu. Bu korku ve kaygı hep kaldı” dedi.

Başta Emek Sineması olmak suretiyle (eski adıyla Melek), Opera (ondan sonra İpek, Yeni Güldürü Tiyatrosu) ve Artistik (sonrasında Sümer, Ufak Emek, Rüya) sinemaları Rafael Alguadiş’in İstanbul’a katmış olduğu kültür hazinelerinin başlangıcında geliyor. Plaket ise Valikonağı’nın tam karşısında yer edinen ve 1930’da yapmış olduğu Marmara ve Sümer apartmanlarının ortasında içeriyor. Karşıya geçip binalara bakmış olduğunuzda balkon, pencere ve alınlık süslemelerinin güzelliğini görebilir, daha sonradan eklenen ek katın uyumsuzluğunun bile bu güzelliği gölgeleyemediğini fark edebilirsiniz.

Karel Valansi ‘nin Şalom gazetesinde yer edinen, Rafael Alguadiş’in oğlu Jak Alguadiş söyleşisi şu şekilde:

Babanız Rafael Alguadiş’i anlatır mısınız?

Babam 1894’te Lüleburgaz’da dünyaya geldi. Edirne göçmeni bir ailenin oğluydu. Saint Joseph’i bitirdikten sonrasında Lozan’da mühendislik okudu. 1921’de İstanbul’a döndü. Babası vefat etmişti. Ilkin askerliğini yapmış oldu sonrasında çalışmaya başladı. Türkiye’nin ilk betonarme mühendislerinden biri oldu. O vakit mimar ve mühendis ayırımı yoktu. Mimarlık ağır basıyor fakat mühendis olarak da iş yapıyordu.

Hangi binalarda imzası var?

Nişantaşı’ndaki Marmara ve Sümer apartmanları, plaket bu iki binanın arasına asıldı. Gislavet Fabrikası, Derby Fabrikası (1950) var. Osmanbey’de Sebat Apartmanı var ki bu bina Hrant Dink’in vurulmuş olduğu bina. Tahtakale’de Prevoyans Han’ın ya tümü ya da bir kısmı, Yapı Kredi’nin merkez binası olan Karaköy Palas’ın üst katı, Mensucat Santral’ın ana binası ilk aklıma gelenler. Ve bir de sinemalar var. Sinemalar oldukça mühim; Melek (Emek), Sümer, İpek.

Babanızla ilgili bir kitap var mı?

Asla kitap yok. Hayatında hiçbir binaya, hiçbir yere adını koymadı. Mizacı öyleydi fakat Varlık Vergisi’nin babam üstünde yapmış olduğu tesir de felaketti.

Vergiyi ödeyebildiniz mi?

Biz nispeten büyük bir vergi vermedik. Katımızı satmak mecburiyetinde kaldık, böylece vergiyi ödeyebildik. Böylece Aşkale’ye gitmedi babam. Fakat içinde bir kaygı oluştu. Bu korku ve kaygı hep kaldı. Bölme’de AKM’nin önünde iki bina vardı. Biri Avram apartmanı onu sonradan Seyran yaptılar, biri de Miramar. 60’ların ortasında AKM inşaatı için yıkılan Miramar apartmanının en üst katında oturuyorduk. Mete Caddesi’ndeki ilk binaydı, şimdi oradan Bostancı dolmuşları kalkıyor.

Evden Bölme Stadı görülürdü. Maçları camdan seyrederdim, o günlerde Galatasaraylı oldum. Bugünkü Seyahat Parkı’nın yerindeydi. İnşallah hep Seyahat Parkı olarak kalır orası. 1931-1943 yılları arası o evde yaşadık. Varlık Vergisi için satmak zorunda kaldık. O binada, 4 numarada Reşik Bayar otururdu, Celal Bayar’ın oğlu. Hatırlarım Celal Bayar bir akşam bizim eve gelmiş hatıralarını anlatmıştı. Tamamı toz oldu artık.

Varlık Vergisini ödedikten sonrasında evsiz kaldınız, nerede yaşadınız?

İlk sekiz ay Cercle D’Orient’ın bir odasında kaldık. Babam Reasurance’ın mühendisiydi, Başkanı Sadi Rıza Bey Gümüşsuyu’ndaki Tülin apartmanının üzerine ek bir kat yapması için izin aldı ve bu katı bizlere kiraladı. Babam 1973’te ölünceye kadar 30 yıl o evde yaşadı.

Emek Sineması’nın yeri ayrı olmalı, yıkılınca üzüldünüz mü?

Üzüldüm. Babamın bir eseri olmasından fazlaca, bir İstanbullu olarak üzüldüm. Yeni bir dönemdeyiz. Eskiler yıkılıp yerine yeni bir şeyler yapıldıkça eski güzellikler unutturuluyor. İnsandaki duygular katılaşıyor.

Emek Sineması’nın aynısı üst kata taşınacakmış, hususi olarak demonte edilmiş kartonpiyerler bile…

Elimden geldiğince gelişimleri takip ediyorum fakat bilmiyorum.

Babanız adına Nişantaşı’na plaket konulması fikri iyi mi gelişti?

Kuzenim Jale Alguadiş ve Güzel Sanatlar hocası Hasan Kuruyazıcı yardımıyla bu proje gerçekleşti. Kuruyazıcı yardımıyla babamın tüm evrakları güncelleştirilebildi. Buna fazlaca ehemmiyet veriyorum, kendisine teşekkür ederim. Sonrasında üçümüz konuşup plaket projesine başladık. Aileyi birazcık anlatmak ve tanıtmak istedik Jale ile.

Iyi mi bir İstanbul düşlüyordu babanız?

Nedenlere fazlaca baktığını sanmıyorum. Pragmatik bir adamdı. Sanatçı olsaydı sözgelişi ressam olsaydı, oldukça başarıya ulaşmış olabilirdi. Önsezileriyle, duygularıyla hareket ederdi. Zamanı severdi.

Babanızla birlikte Rus ressam Kalmikov’un da adı geçiyor. Genel anlamda birlikte mi çalışırlardı?

Kalmikov devrin mühim, malum ressamıydı. Annemin de portresini yapmış oldu. Binaların giriş katlarını onun resimleri süslerdi. Babam binaların iç süslemeleri ile de ilgilenirdi, düşünce verirdi.

Babanız iyi mi biriydi?

Babam oldukça sempatik, hep nükte icra eden bir adamdı. İhtiyarlığında ona sorarlardı, “Mösyö Alguadiş, tüm arkadaşlarınız ölüyor, sıkılmayacak mısınız?” O da “Ne yapıcam, yenilerini bulurum” derdi. Klasik cevaplarından biriydi bu. İnsan olarak fazlaca saftı, para ile ilgisi yoktu. Kazanır, harcardı. Parayı çoğaltma benzer biçimde bir düşüncesi yoktu. Gündüz inşaatta işçilerle birlikte çalışır ve oldukça iyi anlaşır, akşam frakını giyip Cercle D’Orient’a giderdi. Dost ve dostları ile görüşmeyi fazlaca severdi. Yaşamı, yaşamayı oldukça severdi.

Karen Alguadiş (torunu): Ölümünden kırk yıl sonrasında inşa ettirdiği hiçbir binaya adını yazdırtmamış dedem Rafael Alguadiş’in anısını babam yaşatmaya karar verdi, Nişantaşı’na bir plaket asıldı. Emek Sineması’nın yıkılmasından duyduğumuz hüzün de bu şekilde birazcık duruldu…

Article Tags:
· · · ·
Article Categories:
Haber
http://www.dubidk.com

Archizula.com 'un kurucusu.Mimarlık mesleğine dair merak edilenleri kendi penceresinden yorumlayarak okuyuculara ulaştırıyor.Aynı zamanda kişisel blogunda da yazılar yazıyor.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: