Kas 24, 2016
40 Views
0 0

Heidegger: Mimarlık Üstünde Bir Gölge

Written by

Mimarlık Üstünde Bir Gölge – Bülent BATUMAN

Mimarlık Üzerinde Bir Gölge - Bülent BATUMANMimarlık pratiğini onu çağıl dünyanın reddedilmesi ihtiyaç duyulan bir disiplini olarak görmesine karşın, mimarlık düşüncesi Heidegger’i yok saymayı başaramaz.

“Mimarlar İçin Düşünürler” başlığı, “yeni başlayanlar için felsefe” benzer biçimde, ele almış olduğu mevzuyu birazcık basitleştiren ve popülerleştiren başlıkları çağrıştırıyor. Mimarların, kuramsal informasyon ile kurmaya eğilimli oldukları pragmatik ilişki biçimi düşünüldüğünde bu çağrışım pek de yersiz olmayabilir. Zira mimarlar, ürettikleri projelere meşruiyet kazandırmak için, temelleriyle kavranmamış kuramsal araçların kullanımına sıkça başvururlar. Öte taraftan bu dizi, mühim düşünürlerin mimarlık alanına ilişkin görüşlerini özetleyerek tartışmak bakımından oldukça yararlı bir iş yapıyor. Bu yüzden, YEM Gösterim’ı hem bu diziyi Türkçeye kazandırmak sonucu, hem de tercüme mevzusunda gösterdikleri titizlik yüzünden kutlamak gerek. Bilhassa filozofların karmaşık sistematikleri içinde anlam kazanan düşüncelerini okuyucuya berrak bir halde aktarabilmek oldukça sıkıntılı bir iş. Serinin ikinci kitabı olan Mimarlar için Heidegger , bu açıdan dizinin en zor çevirilerinden birisi olarak düşünülmeli, zira Martin Heidegger’in, ele almış olduğu kavramları Almanca köken ve çağrışımlarıyla inceleyen felsefe seçimi, tercüme faaliyetini güçleştiriyor. Sadece Volkan Atmaca’nın, kavramların Almanca, İngilizce ve Türkçe’deki karşılıklarını okuyucuya sunma gayreti bu zorluğu büyük seviyede hafifletiyor.

Mimarlar İçin Heidegger ’i değerlendirmeye ufak bir anektodla adım atmak, Heidegger’in mimarlık alanı içindeki algısına dair bir düşünce verecektir. Hemen hemen öğrenciyken, çalışmalarını takdirle izlediğim bir akademisyen mimar, sunumu esnasında kendi fikir biçimini “hâlâ Marksizmle… fakat Heidegger’le delik deşik olmuş bir Marksizmle” tanımlamıştı. Heidegger ve Marksizm! Bu beraberlik benim tüylerimi diken diken etmeye yetse de, mimarlık kuramı açısından Heidegger’i daha çok ciddiye almam gerektiği mevzusunda da bir uyarı olmuştu.

Hakikaten de Nazilerin iktidara gelişinin peşinden Freiburg Üniversitesi’ne rektör olduğunda ırkçı uygulamaları hayata geçirmekten çekinmeyen Heidegger’in Nazizmle ilişkisi filozofu tartışmalı bir yere oturtmuştur. Dahası, fikir sistematiği içinde de, ısrarla romantize etmiş olduğu kırsal, teknolojiden uzak ve toprağa bağlı “otantik” yaşantı, Nazizmin (yabancı olanı) dışlayıcı ve özcü ideolojik tutumu ile yakınlık gösterir. Bu da Heidegger’in felsefesini iki kere sorunlu yapar; filozofun yalnız kişisel zamanı değil, fikir sistematiği de Nazizmin gölgesini taşır. Öte taraftan, mekânın insan varoluşu için önemini algılayan bir kimse için Heidegger’in mekânda yer tutma, yurt edinme mevzusunda okuyucusunda uyandırdığı duyarlık göz ardı edilemeyecek denli güçlüdür. Hatta, mimarlık pratiğini açıkça olumsuzlamasına ve onu teknokratikleşmiş çağıl dünyanın reddedilmesi ihtiyaç duyulan bir disiplini olarak görmesine karşın, mimarlık düşüncesi Heidegger’i yok saymayı başaramaz. İşte bu gerilim daha da garip kılıyor Mimarlar İçin Heidegger ’i.

Toprak ve gök içinde

Kitabın hem başlangıcı, hem de sonu, yazarın Heidegger’in Nazizmle ilişkisine dair uyarılarını içeriyor. Sharr, sanki hem Nazizmden hazzetmediğini kanıtlamak ister, hem de herhangi bir okuyucusunun yanlışlıkla Nazizme sempati duymasına sebep olmaktan çekinir gibidir. Bunun birazcık fazla önlemli bir tutum bulunduğunu belirtmek lüzumlu.

Heidegger düşüncesine dair ikazlar içeren kısa girişin peşinden kitap, hacimleri eşitsiz dört bölümle devam ediyor. Bu bölümlerden ilki, yazarın, Heidegger’in düşüncesine biçim veren kırsal mekânsal deneyimin bir örneğini ihtiva eder: bir dağ gezisi. Yapmış olduğu gezintiyi tüm detaylarıyla aktarmaya çalışan yazar, toprak ve gök içinde, tabiatın anlık değişimleriyle duygu ve idrak durumumuzun iyi mi değiştiğini gösterip, Heidegger’in insan varoluşunun izini sürüş tutkusunu paylaşmamızı sağlamak ister. Bunun peşinden gelen bölüm ise Heidegger’in yaşam öyküsünü özetler. Bu iki kısa bölümün peşinden, kitabın ana gövdesini oluşturan ve Heidegger’in mimarlık alanı ile ilişkilendiği, 1950-1951 yıllarında üretilmiş üç temel metnin tartışıldığı bölüm gelir. Bu metinlerden ilki, Heidegger’in 1950 senesinde verdiği “Şey” başlıklı ders metnidir. İkinci metin, mimarlıkla birazcık daha direkt ilişkilendiği, 1951’de sunmuş olduğu “İnşa Etmek İskân Etmek Düşünmek” başlıklı bildiridir. Üçüncüsü ise, gene 1951’de gerçekleşen bir konferansta sunmuş olduğu ve başlığı Hölderlin’in bir dizesine atıf icra eden “…şiirsel halde, insan konut meblağ…” başlıklı metindir.

Gerilimli bir ilişki

Bu üç metinde, Heidegger’in hem mekâna verdiği önemi, hem de mimarlığa duyduğu düşmanlığı emsalsiz kavramsal çerçevesi içinde buluruz. “Nesne” ile “şey” içinde, ilkini soyut ve dünyevi varoluşumuzla ilişkisi giderek zayıflamış “nesne”, ikincisini ise, aksine, insanoğlunun dünyayla kurduğu birlikteliğin parçası olan “şey” olarak tanım ederek, keskin bir karşıtlık kurar. Heidegger için bina, “inşa edilmiş şey”dir; ve bu anlamıyla bina, daima için mimarlığa yeğ tutulmalıdır. Zira mimarlık, insan varoluşunun temel bileşeni olan ve “iskan etmek”ten bağımsız düşünülmemesi ihtiyaç duyulan “inşa etmek” faaliyetini rasyonalize eden, onu dizgesel formüllerle yabancılaştıran bir disiplindir. Oysa inşa ve iskân –Heidegger bu iki sözcüğün Almancada aynı kökten geldiğini ileri sürmektedir– dünyada varoluşun naturel parçalarıdır. İnşa etmek, basit insanoğlunun dünya ile kurduğu birlikteliğin biçimidir, uzman meslek insanlarının sunmuş olduğu bir hizmet değil. Heidegger, nesne ile şey içinde yaptığına benzer bir ayrımı, soyut ve matematiksel olarak kavranan “mekân” ile, insan deneyimi kanalıyla kavranan “yer” içinde yapar.

Article Tags:
·
Article Categories:
Analiz · Yorum
http://www.dubidk.com

Archizula.com 'un kurucusu.Mimarlık mesleğine dair merak edilenleri kendi penceresinden yorumlayarak okuyuculara ulaştırıyor.Aynı zamanda kişisel blogunda da yazılar yazıyor.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: